Doğrulama için verilen süre doldu. Lütfen yenileyin.

Şifremi Unuttum

İleri Demokrasi Geldiysen İnsana da Uğra…

İleri Demokrasi Geldiysen İnsana da Uğra…

10 ARALIK 2013

Türk Tabipleri Birliği (İnsan Hakları Kolu) Dünya İnsan Hakları günü nedeniyle 10 Aralık 2013 tarihinde yazılı bir açıklama yaptı.

İLERİ DEMOKRASİ GELDİYSEN İNSANA DA UĞRA…

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin ortaya çıkışının üzerinden tam 65 yıl geçmiş. Ülkemizin bu bildirgeye imza atışının 64. yılı…  Yaş aldıkça eksilen bir akılla yol tutan insan hakları serüvenimiz sayesinde bir seneyi daha kara bir tabloyla geride bıraktık.

“İnsan hakları ve demokrasi” kavramına kendi hegomonyasını inşa etmenin geçici bir söylemi olmanın ötesinde ihtiyaç duymayan bir yönetim anlayışı polis devleti olma yolunda ilerliyor.

Herhangi bir toplumsal muhalefetin varlığına tahammül edilemeyen, en masum barışçıl gösterilerin bile polis copu, biber gazı, gözaltı ve tutuklama terörüne tabi tutulduğu, neredeyse kanıksandığı günler yaşadık, yaşıyoruz.

Can alan, yaralayan, sağlık hizmeti verilen yerleri dahi hedef alan polis şiddeti…

2012 yılına, sorumluları itinayla korunup kollanan, insanlığa karşı işlenmiş bir suçla, Roboski’de 34 yoksul Kürt köylüsünün Hükümet Güçleri tarafından uçaklardan bombalanarak öldürülmesiyle girmiştik…

2013 yılına ağacına, parkına, yaşam tarzına, onuruna sahip çıkan insanların barışçıl protestolarına karşı uygulanan orantısız, vahşi polis şiddeti damgasını vurdu. Uluslararası kamuoyunun anlamakta zorlandığı bu akıl almaz devlet terörü Türkiye tarihinde kara bir leke olarak anılacak.

Hekimler olarak bu şiddete maruz kalanların (ölenlerin, gözlerini kaybedenlerin, yaralananların, sakat kalanların) en yakın tanıkları olduk. Revirlere saldırı ve gözaltılarla mesleğimizin gereğini yerine getirmeye çalıştığımız için suçlanarak, cezalandırılmaya kalkışılarak hem de…

Gezi eylemlerinde polis terörüne maruz kalan yurttaşlara yardım eden, evrensel mesleki değerlere bağlı meslektaşlarımız bir cadı avına tabi tutularak soruşturuluyor, sürülüyor, cezalandırılıyor.

Bu hesap bitmiş değil…

Şu sıralar Meclis’te bu eylemi “ruhsatsız sağlık hizmeti” ilan eden ve 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve para cezası öngören tasarı yasalaştırılmaya çalışılıyor.

Polis şiddetinin doğusu batısı, milliyeti, meydanı, hastanesi yok.  Dur durak bileceği yok… Daha iki gün önce Taksim’de “Hekimlik Mesleğinin Onurunu Korumaya Devam Edeceğiz!” demek için bir araya gelen TTB yöneticileri ve hekimlere şiddet uygulandı… Daha üç gün önce Yüksekova’da Hükümet Güçleri’nin protestoculara ateş açması üzerine 8 kurşunla 2 genç insanın yaşamını yitirdiği haberi geldi. Olayların ardından savaşta bile dokunulmaz olan hastaneye saldırıldı. Yüksekova Devlet Hastanesi’nin, Özel Harekatçı oldukları bildirilen, kimilerinin yüzleri kapalı, elleri ve belleri silahlı kişilerce basılmasını dehşet içinde izledik.

Cezaevlerinin durumu içler acısı

Son 8 yılda Türkiye cezaevlerinde mahkum sayısı iki katına ulaşmış durumda. Cezaevleri konusunda zaten karanlık bir geçmişe sahipken daha da katmerleşmiş bir durumla karşı karşıyayız.

Türkiye cezaevlerinde yaşanan en önemli sorunların başında sağlık problemleri geliyor. İzolasyon ve tecrit sonucu özel bir risk grubu oluşturan tutuklu ve hükümlülerin “sağlık hakkı”na temel insan hakları bağlamında titizlikle yaklaşılması gerekir. Hasta haklarının tümü cezaevindekiler için de geçerlidir. Temel insan haklarından biri olan sağlıklı yaşama hakkı diğer insanlardan ayırt edilmeksizin tüm tutuklu ve hükümlülere eşit, ulaşılabilir, ücretsiz ve nitelikli bir biçimde sunulmalıdır. Ve altında imzamız bulunan uluslararası hukuk ilkeleri ve yasalarımız gereği tutuklu ve hükümlülerin “tıbbi bakım alma hakları” devletin sorumluluğundadır.

Birliğimize ceza ve tutukevlerindeki tutuklu ve hükümlülerden cezaevlerindeki yaşam koşulları, tecrit, sağlık hizmetlerine erişim ve hastaneye sevklerde yaşanan sıkıntılar, hastanelerde ayaktan ve yataklı tedavi hizmetleri ile ilgili sorunlar, ağır/ölümcül ve terminal dönem hastaların sorunları ile ilgili duyarlılık ve çözüm talep eden mektup ve dilekçeler geliyor.

2013 yılı başında yapılan yasal düzenlemelere ve iyileştirme vaatlerine rağmen özellikle ağır, ölümcül ve terminal dönem hastaların sorunları, cezaevlerinden gelen ağır hastalık durumlarına rağmen infazı ertelenmeyen hasta mahkumlar ve ölüm haberleri nedeniyle halen en acil olanı…

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 3 Kasım 2013 verilerine göre cezaevlerinde 162’si ağır olmak üzere 544 hasta tutuklu ve hükümlü bulunuyor. Bu sayıların İHD’ye ulaşabilenlerden oluştuğu hesaba katıldığında daha fazla olacağı aşikar. Yasal düzenlemelerden yararlanabilenlerin sayısı çok az.  Ağır hastalar tam teşekküllü devlet hastanelerinden aldıkları raporlara rağmen ya Adli Tıp Kurumu’nun aylarca süren hantal bürokratik işlemlerine ve yanlı işleyişine ya da bu yasal düzenlemeye eklenen “toplum güvenliği yönünden tehlike arzedebilir“ şeklindeki anlaşılması mümkün olmayan engeline takılıyor.

Kronik hastalığı olan, kanser vb. gibi tedavinin cezaevi koşullarında sürdürülmesi mümkün olmayan, hafıza ve bilinç kaybı ile etrafında olup biteni bile algılayamayan, kendi temel ihtiyaçlarını karşılayamayan mahkumlar devletin kin ve nefretine maruz kalarak ikincil bir cezaya mahkum edilerek adım adım ölüme itiliyorlar. Bugün Türkiye cezaevlerinde büyük bir insanlık ayıbı yaşanıyor.

Dahası say say bitmez insan hakkı ihlalleri…

Muhafazakar bir piyasa toplumu yaratmaya çalışırken kendinden olmayanı her daim hedef gösteren bir tutum…

Dalga dalga sesleri kısılan yazarlar, öğrenciler, gazeteciler, sendikacılar, siyasetçiler…

Keyfi gözaltılar, tutuklamalar…

Cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren politikalar, her gün haber bültenlerine ve gazete başlıklarına konu olan kadın cinayetleri…

Gelir dağılımındaki eşitsizliğin giderek derinleştiği bir ülke…

Sendikaların ve meslek birliklerinin etkisizleştirilmeye çalışıldığı, sendikal hak kayıplarının ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaştırıldığı bir ortam, işsizlik…

İşçi, memur, mühendis, öğretmen, hekim ve sağlık çalışanlarının uğradığı hak kayıpları, hedef gösterilme, artan şiddet…

Derelerin, ormanların, doğal zenginliklerimizin yok olmasına hizmet eden projelerin o topraklarda yaşayanlara rağmen hayata geçirilmesi…

Mücadelecisi olduğumuz ve en temel insan haklarından biri olarak benimsediğimiz “sağlık hakkı”nın karşılığının daha çok paraya tekabül ettiği bir sağlık sistemi…

Eğitimde fırsat eşitsizliğini körükleyen muhafazakarlaşma ve piyasalaşma atılımları…

Yoksulluk ve savaş nedeniyle ülkemize sığınmış sayıları giderek artan insanların yaşadığı dram…

Ve daha sayamadığımız nice başlık…

Hekimler olarak işimiz insan bizim…

Sağlıklı bir bireyin dolayısı ile sağlıklı bir toplumun, yeterli beslenme, barınma, sağlık ve eğitim olanaklarının sunulduğu, eşitsizliklerin ortadan kaldırıldığı, barışın ve tüm çeşitliliğimizle kardeşçe yaşamanın mümkün olduğu, insan onuruna, hak ve özgürlüklerine hürmet edildiği bir düzenin tesisiyle oluşabileceğine inanıyor ve bu sorumlulukla hayata bakıyoruz.

Bu uğurda mücadele etmeye devam edeceğiz.

 

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ

(İNSAN HAKLARI KOLU)