Doğrulama için verilen süre doldu. Lütfen yenileyin.

Şifremi Unuttum

TTB-UDEK: Türkiye’de Bağışıklama Faaliyetleri Uzun Bir Süredir Aksıyor ve Alarm Veriyor


7 Ekim 2026

TTB-UDEK tarafından ülkemizdeki bağışıklama faaliyetlerinde yaşanan sorunları ve çözüm önerilerini içeren bir açıklama yayımlandı.

Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan “Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2025 Haber Bülteni” verilerine göre 2025 yılında ülke genelinde DaBT 3 aşı kapsayıcılığı %94, BCG aşı kapsayıcılığı %93, KKK ve KPA rapel aşı kapsayıcılığı ise %92’dir. Veriler, aşı kapsayıcılığının en yüksek olduğu bölgenin Batı Marmara, en düşük bölgenin ise İstanbul olduğuna işaret etmektedir. İstanbul’da aşı kapsayıcılığı %90’nın altına düşmüştür (Şekil 1).

2025 yılı verileri, özellikle İstanbul’da aşı kapsayıcılığının %90’ın altına düşmesiyle, ulusal bağışıklama programında sürdürülebilir yüksek kapsayıcılığın sağlanamadığını ve aşıyla önlenebilir hastalıklarda yerel kümelenme riskinin arttığını göstermektedir. Nitekim 2025 yılında kızamık toplam vaka sayısı 228 iken, 2026’nın ilk 5 ayında bildirilen toplam kızamık vaka sayısı 877’ye ulaşmıştır. Öte yandan bağışıklama faaliyetlerindeki aksama ve alarm hali sadece 2025 yılı için geçerli olmayıp, sıklıkla ifade edildiği gibi anlık/yıllık ve geçici bir durum da değildir.

Dönemsel Bağışıklama Seyri

Türkiye’nin son dönemindeki bağışıklama seyri analiz edildiğinde 2005-2010 döneminde ulusal bağışıklama programının kapsamının genişlediği ve birinci basamak aracılığıyla aşılama kapasitesinin güçlendiği görülmektedir. 2007 sonrasında DTP3 kapsayıcılığı %95’in üzerine çıkmış ve 2007–2010 döneminde %96–97 düzeylerinde seyretmiştir.

2011-2015 döneminde ise kapsayıcılık %95 ve üzerinde kalmaya devam ederken (DaBT 3/DTP 3 için %96-98) bölgeler arasındaki eşitsizliğin derinleştiği görülmektedir. Bu bağlamda 2011-2015 döneminde KKK için Batı Marmara’da kapsayıcılık %99-100 iken, İstanbul’da %100’den %92’ye düşmüştür. Benzer biçimde Ortadoğu Anadolu’da da KKK kapsayıcılığı bu dönemde %92-93 düzeyindedir. Başka bir ifadeyle; bu dönemde ulusal düzeydeki yüksek kapsama oranı Türkiye’deki tüm çocuklara karşılık gelmemiş ve bölgeler arasındaki eşitsizlik derinleşmiştir.

2016–2019 dönemi, idari kapsayıcılık tahminleri ile bağımsız hanehalkı araştırması bulguları arasında belirgin uyumsuzluğun ortaya çıktığı bir kırılma noktası olarak ele alınmalıdır. Çünkü bu 2016–2017 döneminde Türkiye’nin resmi/DSÖ-UNICEF idari kapsayıcılık tahminleri %98 ve %96 gibi yüksek düzeylerde iken, hanehalkı araştırması verileri belirgin biçimde daha düşük kapsayıcılık göstermiştir. DSÖ/UNICEF değerlendirmesinde 2016 ve 2017 survey bulguları sırasıyla yaklaşık %73 ve %79 düzeyindeyken, metodolojik değerlendirme sonrasında kabul edilen survey değeri yaklaşık %88 olarak belirlenmiştir. Bu belirgin veri uyumsuzluğu, idari kayıtların hedef nüfus ve kayıt bütünlüğü açısından bağımsız survey verileriyle doğrulanmasının önemini ortaya koymuştur. Çünkü bilindiği üzere Sağlık Bakanlığı idari kayıtlarında hedef nüfus (payda) MERNİS üzerinden çekilmektedir. Ancak düzensiz göçmenler, kayıtsız nüfus ve adrese dayalı nüfus kayıt sistemindeki uyumsuzluklar gerçek paydayı büyütmekte veya saptırabilmektedir. Literatürde bu sorun “Payda Hatası/Denominator Problem” olarak tanımlanmaktadır. Türkiye’nin kayıt sistemindeki uyumsuzlukları ortadan kaldırarak gerçek hedef nüfusu doğru biçimde tanımlaması gerekmektedir.

2020-2022 dönemi ise COVID-19 pandemisinin bağışıklama faaliyetlerinde yol açtığı ciddi kırılmaya karşılık gelmektedir.  Kapsayıcılık 2021 yılında DaBT 3’te %95,5’e, KKK’de %96,1’e ve BCG’de %94,7’ye geriledi. Bu dönemde gerilemenin 2020 yılından ziyade 2021 yılında görülmesi, bağışıklama sisteminin pandemi nedeniyle birden çökmesinden ziyade sistemin bünyesinde yapısal olarak var olan kırılganlıkların üzerine eklenen yeni bir şok olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

2022-2023 yılları arasında ise güçlü bir toparlanma olmasına rağmen yapısal sorunların aşılmadığı da fark ediliyordu. Çünkü 2022 yılında DaBT 3, HBV 3 ve BCG kapsayıcılığı sırasıyla %99,5, %99,3 ve %98,1 düzeylerine çıkmış olsa da KKK %95,2’de kalmıştı. Bu durum bağışıklama programının başarısını sadece DaBT3 göstergesiyle değerlendirmenin yanıltıcı olacağını, aksine çocuğa DaBT 3’ün yapılmış olmasının diğer aşıların da yapıldığı anlamına gelmediğine işaret ediyordu. 2022 deneyimi, bağışıklama sisteminin performansının ancak “serinin tamamlanması” ile değerlendirilmesi gerektiğinin önemini vurgulamaktaydı.

Ancak bu uyarılar dikkate alınmadığı için 2024-2025 döneminde yeni ve çok daha ciddi bir uyarı gözlendi ve 2024 yılında tüm aşılarda genel bir düşüş yaşandı. 2023 yılına kıyasla düşüş BCG’de %1,0, KKK’de %1,2, DaBT 3’te %2,8 ve HBV 3’de %4,0 düzeylerine ulaştı. Üstelik bu gerileme sadece ulusal bir düşüş şeklinde olmayıp bölgesel farklılıkları derinleştiren biçimdeydi. Örneğin DaBT 3 kapsayıcılığı Batı Marmara’da %99,9 ilen, Güneydoğu Anadolu’da %94,8, İstanbul’da %92,2 düzeyindeydi. Batı Marmara referans alındığında, Güneydoğu Anadolu Bölgesi için fark yüzde 5,1’e, İstanbul için 7.7’e ulaşmıştı. Bu bağlamda 2015-2023 döneminde bölgeler arasındaki görece dar olan eşitsizlik 2024 yılında belirgin biçimde genişleyip derinleşti. Daha kötüsü bu eşitsizlik sadece DaBT 3’de değil, BCG, HBV 3, KKK, KPA rapelinde de benzerlik göstermekteydi. Başka bir ifadeyle 2025’teki gerilemenin devam edeceği haberi 2024’teki verilerden anlaşılıyordu.

Yapısal Sorunlar

Sistemin önemli yapısal sorunlarından biri bağışıklama kapsayıcılığının doğru ve güvenilir biçimde ölçülmemesidir. Türkiye’deki bağışıklama faaliyetlerinin en önemli sorunu ulusal ortalama ile gerçek bağışıklık arasındaki farklılık/mesafedir. Türkiye ortalamasının %95-99 gibi yüksek göründüğü yıllarda dahi hedef nüfus tahminindeki ve kayıt sistemlerindeki uyumsuzlukların paydanın gerçek hedef nüfusu yeterince temsil etmemesine yol açması ve idari kapsayıcılığın olduğundan yüksek veya düşük tahmin edilmesine neden olabileceği ve bu nedenle yüksek görünen idari göstergelere rağmen her çocuğun aşılanmamış olma ihtimali mevcuttur.

Ulusal bağışıklık sisteminin ikinci temel sorunu bölgesel eşitsizliktir. 2024 verilerini dikkate alırsa DaBT 3 için Batı Marmara – İstanbul arasında %8 (İstanbul aleyhine) eşitsizlik vardır. 2025’de bu eşitsizlik %10’a yükselmiştir. Daha kötüsü bu eşitsizlik sadece DABT 3’de yaşanmamaktadır. 2025 yılı için yine İstanbul’un aleyhine olmak kaydıyla BCG’deki eşitsizlik %8, KKK’de %10, KPA rapelde %11’dir. Batı Marmara referans olarak dikkate alındığında İstanbul dışında Doğu Marmara, Batı Anadolu ve Ortadoğu Anadolu için de ciddi eşitsizlikler mevcuttur. Öte yandan geçmiş yıllara ait veriler analiz edildiğinde; Batı Marmara / İstanbul arasındaki eşitsizliğin KKK ve KPA açısından yeni olmadığını, aksine bu aşılar özelinde eşitsizliğin 2011 yılından beri devam ettiğini, ancak son yıllarda DaBT 3, BCG ve HBV 3 için de geçerli olmaya başladığı görülmektedir.

Sistemin üçüncü sorunu COVID-19 pandemisinden sonra özellikle 2022 yılında gözlenen toparlanmanın sistemin pandemi nedeniyle aniden çöküp sonra tümüyle düzeldiği olarak yorumlanmasıdır. Oysa COVID-19 pandemisi, sistemin bünyesindeki yapısal sorunların yaratığı kırılganlıkları açığa çıkartan ve derinleştiren bir etkide bulunmuştur. 2022 yılındaki kısmi toparlanma değerli olmakla birlikte yapısal sorunlar ve kırılganlıklar devam ettiği için dalgalanma ve düşüşler yaşanmaya devam edecektir.

Bununla birlikte DaBT 3 ve HBV 3 aşılama oranlarının nispeten yüksekliğine karşın KKK ve KPA rapellerinin göreli düşüklüğü, özellikle KKK’nin yaratacağı toplum bağışıklığı bakımından bağışıklama faaliyetlerine başlamak kadar sürdürmenin ve zamanında rapelleri yaparak zinciri tamamlamanın da çok önemli olduğunu ve bu bağlamda ulusal bağışıklama sisteminin sürdürülebilirlik yönünden zaaflar barındırdığını göstermektedir.

Son olarak Sağlık Bakanlığı’nın idari verilerinin, MERNİS kayıtlarının, aile hekimliği geri bildirimlerinin, nüfus projeksiyonlarının ve saha araştırmalarının birbiriyle senkronize olmaması nedeniyle bağışıklama sisteminin gerçek etkinliğini doğru biçimde ölçememek ve aşılanmayan çocuğu bulamamak da ulusal bağışıklama sisteminin başka bir yapısal sorundur. Bu nedenle ulusal bağışıklama stratejisinin hedefi artık sadece ortalama kapsayıcılığı arttırmak yerine, DSÖ’nün de vurguladığı gibi, aşılanmamış veya eksik aşılanmış çocukları bulmaya ve onları da aşılamaya yönelmelidir.

Sonuç ve Öneriler

Dünya Sağlık Örgütü, kızamık eliminasyonu için iki doz kızamık içeren aşının %95 veya üzeri kapsayıcılığının sürdürülebilir biçimde sağlanması gerektiğini belirtmektedir. 2025 yılında 12. ayda uygulanan KKK birinci dozunun ulusal kapsayıcılığının %92’ye ve İstanbul’da %88’e gerilemesi, kızamık eliminasyonu için gerekli olan sürdürülebilir ve yüksek düzeyde iki doz kapsayıcılığının sağlanması açısından önemli bir bağışıklık açığı oluştuğunun göstergesidir. Bu durum kızamık başta olmak üzere çocukluk çağı bulaşıcı hastalık vakalarında yerel kümelenme riskini artırmaktadır.

1990’lı yıllarda Doğu/Batı bölgeleri arasındaki kapsama eşitsizliğinin son yıllarda artan metropoller ve büyükşehirler üzerinde yoğunlaşmış olması dikkat çekicidir. Türkiye’nin en dezavantajlı bölgelerinden birisi olan Güneydoğu Anadolu’da DaBT 3 ve KKK kapsayıcılığı %94 düzeyinde iken, İstanbul’da sırasıyla aynı aşılar için %89 ve %88 olması “kentsel bağışıklama eşitsizliği / metropolit bağışıklama açığı”nı ortaya koymaktadır. Göç, nüfus hareketliliği, MERNİS–ASM kayıt uyuşmazlığı, aile hekimliği nüfus kaydı, sağlık hizmetinin farklı ilçelerde/kurumlarda alınması, sosyoekonomik eşitsizlik, ulaşılabilirlik, ebeveynlerin sağlık okuryazarlığı ve aşı tereddüdü faktörlerinin gelişen metropolit bağışıklama açığında üstlendiği rolü ortaya koyan bilimsel araştırmalar planlanmalıdır. Öte yandan ilkokul çağı aşısı olan DaBT-İPA (dörtlü karma) rapelinin 2020 yılında aile hekimliği takvimine kaydırılması da kapsayıcılık düşüşüne yol açtığı dikkate alınmalıdır.

Bağışıklama sisteminin sürdürülebilir biçimde güçlendirilmesi; kamu otoritesi olan Sağlık Bakanlığı ve siyasi iktidarın aşılama konusundaki kararlılığı ve bu bağlamda zorunlu aşıya yönelik mevzuat düzenlemesini gerçekleştirmesi kadar, sağlık sistemini nicelik ve tüketim üzerine yapılandıran zihniyetten vazgeçilmesi ve güvenilir nüfus paydalarının oluşturulması, bireysel düzeyde kayıt ve izlem sistemlerinin bütünleştirilmesi, aşılanmamış ve eksik aşılanmış çocukların aktif olarak belirlenmesi, bölgesel eşitsizliklere yönelik hedeflenmiş müdahalelerin geliştirilmesi için sağlık alanındaki meslek örgütleri ve uzmanlık dernekleriyle eşitlikçi bir ilişki kurulması ve bilimsel/mesleki paydaşların karar süreçlerine etkin katılımının sağlanması ile mümkün olacaktır.

Türkiye’de bağışıklama hizmetlerinin temel sorunu yalnızca ulusal kapsayıcılığın son yıllarda gerilemesi değildir; aynı zamanda yüksek ulusal ortalamaların bölgesel ve nüfus grupları arasındaki bağışıklık açıklarını maskeleyebilmesi, idari kayıtlarla saha araştırmaları arasındaki uyumsuzluk ve aşılama serilerinin tamamlanmasındaki farklılıklardır.

NOT: Bağışıklama faaliyetlerine ait verilerin tasnif edilmesinde YZ’den (Gemini, ChatGPT, Grok) yararlanılmıştır.

Halk Sağlığı Uzmanları Derneği

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği

Türk Pediatri Kurumu Derneği

Türk Tabipleri Birliği Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu

*2025 yılında aşı takvimindeki altı bileşenli karma aşının Hepatit B bileşenini içermesi nedeniyle ayrı Hepatit B üçüncü doz göstergesi raporlanmamaktadır.

Yazı İçin Tıklayınız