Doğrulama için verilen süre doldu. Lütfen yenileyin.

Şifremi Unuttum

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Bilgi Notu


13 Haziran 2026

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), Nairoviridae ailesinde yer alan Orthonairovirus cinsine ait Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Virusu’nun neden olduğu, keneler aracılığıyla bulaşan zoonotik bir infeksiyon hastalığıdır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından salgın potansiyeli taşıyan öncelikli infeksiyon hastalıkları arasında değerlendirilen KKKA, Afrika, Asya, Orta Doğu ve Doğu Avrupa’yı kapsayan geniş bir coğrafyada görülmektedir. Hastalık özellikle Hyalomma cinsi kenelerin yaygın bulunduğu bölgelerde endemik özellik göstermektedir.

Türkiye’de ilk olgular 2002 yılında tanımlanmış, 2003 yılında laboratuvar olarak doğrulanmıştır. Aradan geçen yirmi yılı aşkın sürede ülkemiz, KKKA konusunda dünyanın en geniş klinik ve epidemiyolojik deneyimlerinden birini oluşturmuştur. 2002-2025 yılları arasında Türkiye’de toplam 18 bin 505 doğrulanmış KKKA olgusu bildirilmiş, bu olguların 856’sı ölümle sonuçlanmıştır. Genel ölüm oranı yaklaşık %4,6 olarak hesaplanmaktadır. Olgu sayıları yıllar içerisinde dalgalı bir seyir göstermiş; özellikle 2008-2009 ve 2020-2022 dönemlerinde belirgin artışlar izlenmiştir. En yüksek yıllık olgu sayısı 2021 yılında bin 440, en yüksek ölüm sayısı ise 2022 yılında 80 olarak kaydedilmiştir. Son üç yılda olgu sayılarında önceki dönemlere göre görece bir azalma görülmekle birlikte, 2025 yılında bildirilen 681 vaka ve 36 ölüm, hastalığın Türkiye’de endemik bir infeksiyon olarak varlığını sürdürdüğünü ve sürveyans ile korunma çalışmalarının önemini koruduğunu göstermektedir.

Türkiye’de KKKA olguları ağırlıklı olarak Orta Karadeniz Bölgesi, Kuzey İç Anadolu ve Doğu Anadolu’nun bazı kesimlerinde görülmektedir. Özellikle Kelkit Havzası ve çevresindeki Tokat, Sivas, Çorum, Yozgat, Amasya, Gümüşhane, Erzincan ve Erzurum illeri uzun yıllardır hastalığın yoğun olarak izlendiği bölgeler arasında yer almaktadır. Bununla birlikte son yıllarda farklı bölgelerden de sporadik olgular bildirilmekte, bu durum hastalığın yalnızca belirli bir coğrafi alanla sınırlı değerlendirilmemesi gerektiğini göstermektedir.

Hastalığın temel bulaş yolu infekte kenelerin insanlara tutunmasıdır. Bunun yanında viremi dönemindeki hayvanların kanı ve dokularıyla temas eden kişilerde de infeksiyon gelişebilmektedir. Çiftçiler, hayvancılıkla uğraşanlar, kasaplar, mezbaha çalışanları, veteriner hekimler ve kırsal bölgelerde çalışan kişiler daha yüksek risk altındadır.

KKKA, sağlık çalışanları açısından da önemli bir mesleki maruziyet riski oluşturmaktadır. İnfekte hastaların kanı, sekresyonları ve diğer vücut sıvılarıyla korunmasız temas sonucunda sağlık hizmeti ilişkili bulaşlar ve hastane kaynaklı kümelenmeler tanımlanmıştır. Türkiye’de ve diğer endemik ülkelerde sağlık çalışanlarında gelişen olgular bildirilmiştir. Özellikle acil servisler, infeksiyon hastalıkları klinikleri, yoğun bakım üniteleri, laboratuvarlar ve girişimsel işlemlerin gerçekleştirildiği birimlerde çalışan sağlık çalışanları risk altındadır. Bu nedenle KKKA yalnızca bir zoonotik infeksiyon olarak değil, aynı zamanda sağlık çalışanlarının sağlığı ve güvenliği açısından özel önlemler gerektiren önemli bir mesleki risk olarak da değerlendirilmelidir. Erken tanı, uygun izolasyon önlemleri, kişisel koruyucu ekipman kullanımı ve standart infeksiyon kontrol uygulamalarına eksiksiz uyum, sağlık hizmeti ilişkili bulaşların önlenmesinde kritik öneme sahiptir.

KKKA’nın kuluçka süresi bulaş yoluna göre değişiklik göstermektedir. Kene tutunmasını takiben belirtiler genellikle 1-3 gün içerisinde ortaya çıkmakta, bu süre en fazla 9 güne kadar uzayabilmektedir. İnfekte kan veya dokularla temas sonrasında ise kuluçka süresi çoğunlukla 5-6 gün olup 13 güne kadar uzayabilmektedir. Riskli temas sonrasında kişilerin iki hafta süreyle klinik belirtiler açısından dikkatli izlenmesi önerilmektedir.

Hastalık genellikle ani başlayan ateş, halsizlik, baş ağrısı, yaygın kas ağrıları, iştahsızlık, bulantı ve kusma ile ortaya çıkar. Laboratuvar incelemelerinde trombositopeni, lökopeni ve karaciğer enzim yüksekliği sık görülen bulgulardır. Hastaların bir bölümünde peteşi, ekimoz, burun kanaması, diş eti kanaması ve diğer hemorajik bulgular gelişebilmektedir. Türkiye’de yürütülen klinik çalışmalar, ileri yaş, belirgin trombositopeni, yüksek karaciğer enzim düzeyleri, koagülasyon bozuklukları ve yüksek viral yükün ağır hastalık ve ölüm riski ile ilişkili olduğunu göstermektedir.

Tanıda moleküler yöntemlerle viral RNA’nın gösterilmesi (PCR testleri) temel yaklaşımı oluşturmaktadır. Ayrıca serolojik yöntemlerden de yararlanılmaktadır. Endemik bölgelerde yaşayan veya bu bölgelere seyahat öyküsü bulunan kişilerde ateş ve trombositopeni birlikteliği saptandığında KKKA mutlaka ayırıcı tanıda düşünülmelidir.

Türkiye’de KKKA olgu bildirimleri her yıl özellikle ilkbahar ve yaz aylarında artmakta, kene aktivitesinin yükseldiği dönemlerde hastalık yeniden kamuoyunun gündemine gelmektedir. Son yıllarda olgu sayılarında dalgalanmalar görülmekle birlikte, hastalık ülkemizde endemik niteliğini korumaktadır. 2025 yılında bildirilen 681 vaka ve 36 ölüm, önceki yıllardaki büyük salgın dönemlerinin altında olmakla birlikte, KKKA’nın halk sağlığı açısından önemini sürdürdüğünü göstermektedir.

Son yıllarda kamuoyunda kene popülasyonlarında belirgin artış olduğu yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. İklim değişikliği, sıcaklık artışları, yağış düzenindeki değişiklikler, biyolojik çeşitlilik kaybı ve arazi kullanımındaki dönüşümlerin kene ekolojisini etkileyebileceği bilinmektedir. Bununla birlikte ülke genelinde standart yöntemlerle yürütülen entomolojik sürveyans verileri olmadan kene popülasyonlarında olağanüstü bir artış olduğu sonucuna varmak mümkün değildir. Ancak çevresel değişikliklerin hastalığın coğrafi dağılımını, görülme sıklığını ve mevsimsel özelliklerini etkileyebileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

KKKA’dan korunmada en etkili yaklaşım kene temasının önlenmesidir. Riskli bölgelerde çalışan veya bulunan kişilerin açık renkli ve vücudu örten giysiler tercih etmeleri, arazi dönüşlerinde vücutlarını kene açısından kontrol etmeleri ve tutunan kenelerin uygun yöntemlerle çıkarılmasını sağlamaları önem taşımaktadır. Kenelerin üzerine kimyasal madde dökülmemeli, ezilmemeli ve çıplak elle çıkarılmamalıdır. Kene tutunması sonrasında ortaya çıkabilecek ateş, halsizlik, baş ağrısı, kas ağrısı veya kanama bulgularında gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Türkiye, KKKA ile mücadelede önemli bir bilgi birikimi ve deneyim oluşturmuştur. Ülkemizde elde edilen klinik ve epidemiyolojik deneyim, hastalığın tanısı, sürveyansı, risk faktörlerinin belirlenmesi ve yönetimine ilişkin uluslararası bilgi birikimine önemli katkılar sağlamıştır. Bununla birlikte hastalık özellikle endemik bölgelerde halk sağlığı açısından önemini sürdürmektedir. Güçlü sürveyans sistemlerinin devam ettirilmesi, epidemiyolojik verilerin düzenli paylaşılması, sağlık çalışanlarının korunması ve eğitimi, toplum farkındalığının artırılması, çevresel değişimlerin yakından izlenmesi ve insan-hayvan-çevre sağlığını birlikte ele alan Tek Sağlık (One Health) yaklaşımının güçlendirilmesi, önümüzdeki dönemde de KKKA ile mücadelenin temel unsurları olmaya devam edecektir.

TTB-UDEK Bağlantısı İçin Tıklayınız

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği

TTB Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu