Doğrulama için verilen süre doldu. Lütfen yenileyin.

Şifremi Unuttum

Uzman Tıp Derneklerinden COVID-19 Aşısı Konusunda Yaşamsal Uyarılar


14 Aralık 2021

COVID-19’a karşı yürütülen aşı kampanyasının temposunu, Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı resmi rakamları günlük bazda işleyerek tuttuğumuz bir veri tabanı üzerinden belli aralıklarla gözden geçirerek değerlendirmeye çalışıyorum.

Bu tabloya bakarak iki ay önce 13 Ekim’de yayımlanan bir yazım “Aşı Kampanyasının Hız Kesmesi Kaygı Verici” başlığını taşıyordu. Aşağı doğru yöneliş devam edince geçen 17 Kasım’da çıkan ve grafikle desteklediğim yazıya “Dikkat, Aşı Kampanyası İrtifa Kaybediyor” başlığını atmıştım.

Dün sabah son haftaların seyrine baktığımda “hız kesme”, “irtifa kaybı” gibi nitelemelerin artık yetersiz kaldığı bir eşiğe doğru inmekte olduğumuzu gördüm. Aşılamada klasik kaygı ifadelerinin anlatmaya yetersiz kaldığı bir noktaya doğru savruluyoruz ne yazık ki…

AŞILAMADA YOKUŞ AŞAĞI GİDİŞ

Aslında aşılamanın ne kadar yavaşladığını izleyebilmek için yazımızı tamamlayan grafiğe göz atmak yeterlidir. Eylül ayında birinci ve ikinci doz ile hatırlatma aşısı olarak üçüncü ve dördüncü dozlar dahil toplam 15.7 milyon dolayında aşı yapılmıştır. Ekim ayında ise bu toplam yarıdan da fazla azalarak 7 milyona düşmüştür. Aşılananların toplam sayısı geçen kasım ayında aynı sert düşüşü sürdürerek 4 milyona inmiştir.

Geçen hafta pazartesi sabahı saat 09.00 ile dün sabah aynı saatte açıklanan verileri kıyasladığımda, 83.6 milyon nüfuslu Türkiye’de bir hafta boyunca birinci, ikinci ve hatırlatma dozları olmak üzere toplam 747 bin dozun biraz üzerinde aşı yapıldığını hesapladım.

Bu toplamda birinci doz aşılar 146 bin, ikinci doz aşılar 263 bin gibi bir sayıyı gösteriyor. Toplam içinde hatırlatma aşıları yarıdan biraz daha fazladır, 338 binin üzerindeki sayısıyla.

TOPLUMSAL BAĞIŞIKLIĞI YAKALAYABİLMEK İMKÂNSIZ

Aktardığımız rakamlar, bu tempoyla gidilirse salgının geride kalmasını sağlayacak toplumsal bağışıklık hedefine yaklaşmamızın uzakta olduğunu bize anlatıyor. Bilimsel olarak kabul edilen oran, bu hedefe ulaşılabilmesi için toplumun tümünün yüzde 83-85’inin aşılanma yoluyla tam bağışıklık kazanmış olmasıdır.

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Kayıhan Pala, mevcut veriler üzerinden bu oranı bugün için yüzde 55 dolayında hesaplıyor.

Sağlık Bakanlığı’nın verilerine bakılırsa dün sabah itibarıyla toplam 121 milyon 666 bin doz aşı yapılmıştı. Birinci doz aşı uygulananların sayısı 56.5 milyonu geçerken, ikinci doz uygulananların sayısı 50.9 milyona yaklaşmıştı. Hatırlatma dozlarının toplamı ise 14.2 milyonu geçmişti.

Neresinden bakılırsa bakılsın, bugünkü grafikte de gözümüze çarpan aşılamadaki düşüş eğrisi çok kaygı vericidir. Birinci ve ikinci doz aşılar için ciddi bir direnç hattının belirginleştiği, ayrıca üçüncü doz hatırlatma aşılarında da temponun gerilemekte olduğu anlaşılıyor.

Bilim adamlarının bütün açıklamalarından biliyoruz ki, zamanında üçüncü doz hatırlatma aşısı yapılmadığı takdirde bir ve ikinci doz aşıların direnci, özellikle de Çin yapımı inaktif aşılarda ciddi bir şekilde kaybolmaya başlıyor.

‘ÜLKEMİZDE AŞI TEREDDÜDÜ BEKLENENDEN YÜKSEK ÇIKTI’

Dün sabah rakamlar üzerinden bu tabloyu gördükten sonra öğle saatlerinde okuduğum, konunun Türkiye’deki önemli uzmanları tarafından hazırlanmış bir açıklama, tehlike çanlarının aslında daha da kuvvetli bir şekilde çalması gerektiği uyarısını yaptı.

Türkiye’de tıbbın COVID-19 salgınıyla yakından meşgul olan üç kritik alanındaki uzmanlık kuruluşu, Türk Toraks (Göğüs Hastalıkları) Derneği, Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) ve Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER), ortaklaşa yaptıkları bu açıklamayla kaygılarını oldukça kuvvetli ifadelerle kayda geçirdiler.

Ülkemizde yürütülen aşılama kampanyasının, başlangıçta beklenenden çok yüksek orandaki aşı tereddüdü nedeniyle oldukça yavaşlamış olduğunu büyük bir üzüntüyle gözlemlemekteyiz” diyor bu üç uzmanlık kuruluşu açıklamalarında.

Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Oya İtil, KLİMİK Başkanı Prof. Serap Şimşek Yavuz ve HASUDER Başkanı Prof. Bülent Kılıç, ortak açıklamalarında, Sağlık Bakanlığı’na aşı tereddütlerini gidermede “yetersiz kalma” eleştirisini yöneltiyorlar:

Bu yavaşlama, yürütülmekte olan kampanyanın yüksek orandaki aşı tereddüdünü gidermede yeterli olmadığını düşündürmektedir. Sağlık Bakanlığı’nın topluma telkinde ve uyarıda bulunmanın ötesinde stratejiler geliştirmesi gerektiği açıktır.”

ÖLÜMLERDE İ DOZ ÇİN AŞISI OLAN YAŞLILARIN SAYISI YÜKSEK

Uzmanlık derneklerinin açıklamasının düşündürücü tarafı, aşılamada temponun düşmesiyle sınırlı değil. Aşılamayla ilgili bir dizi başka soruna da projektör tutuluyor. Farklı aşı uygulamalarının gerçekleştirildiği, inaktive (Çin/Sinovac) aşıdan sonra “etkililiği en yüksek olan” mRNA (BioNTech) aşısının devreye girdiği hatırlatılıyor.

Açıklamada, bunun sonucu farklı aşı uygulamaları çerçevesinde Sinovac ile ilgili soruna dikkat çekiliyor. Buna göre, A) Bir grup insanımıza iki doz inaktive (Sinovac) aşıdan sonra mRNA (BioNTech) bir veya iki doz uygulanmıştır. B) Bir grup insanımız ise üç doz inaktive (Sinovac) aşı olmuştur. Ayrıca, C) Milyonlarca vatandaş sadece bir veya iki doz inaktive aşı ile aşılanmış durumdadır.

Açıklamaya göre, fiili bir durum şeklinde ortaya çıkan  farklı aşı uygulamalarının farklı yaş ve risk grupları için koruyucu etkilerinin saptanması ve en uygun aşılama yönteminin somut ve güvenilir verilere dayalı bir şekilde konması çok yararlı olabilirdi. Uzmanlık dernekleri, ardından veri paylaşımıyla ilgili şu eleştirel tespiti yapıyorlar:

Ne yazık ki elektronik ortamda büyük veri toplayabilen Sağlık Bakanlığımız bu verilerin analizini yaparak sonuçları paylaşmamış veya analizini yapacak ekiplerle verileri paylaşmamıştır. Konunun uzmanı dernekler olarak ülkemizdeki aşı uygulama verilerinden sonuç çıkarmaya yönelik daha fazla bilimsel katkıda bulunabilecekken bu verilere hiç erişemedik ve bu büyük veri yığını hiç değerlendirilemedi.”

Şimdi işin kritik uyarı kısmı geliyor. Diyor ki uzmanlık dernekleri: “Gözlemlerimize ve uluslararası literatüre dayalı olarak biliyoruz kiülkemizde uygulanan inaktive virüs aşısının özellikle yaşlı ve (başka tedaviler ya da hastalıklar nedeniyle) bağışıklığı baskılanmış kişilerde ağır hastalık ve ölümden koruma oranları düşüktür. Halen yüksek düzeyde seyreden COVID-19 ölümlerinin içinde iki doz Coronavac (Çin aşısı) olan yaşlıların sayısının oldukça yüksek olması bunu desteklemektedir.”

Öneri bu noktada getiriliyor. Uzmanlık dernekleri, yaşlı ve bağışıklığı baskılanmış kişilerde inaktive virüs aşılarından vazgeçilmesini, başlangıç aşılamada iki doz, bağışıklığı baskılanmışlarda ise üç doz olacak şekilde mRNA aşısı öneriyorlar. Açıklamada, bu uygulamanın “hastalığın neden olduğu ölümlerin azaltılmasında etkili olacağının düşünüldüğü” belirtiliyor.

AŞI OLMAYAN GEBELERDE ÖLÜMLERDE  ARTIŞ VAR

Uzmanlık derneklerinin bir diğer kaygıları da aşılanma oranı oldukça düşük olan gebelerde COVID-19’un neden olduğu ölümlerdeki ciddi artış oranı. Bunun önlenebilmesi için gebe aşılamasına özel önem verilmesi ve acil kampanyalar düzenlenmesinin zorunluluk haline geldiğini vurgulanıyor.

Sağlık Bakanlığı bu konuda kişilerin kendi kararlarını vermelerini teşvik ederek aslında doğru kararın gölgede kalmasına yol açmaktadır” görüşünü de kayda geçiriyor bu uzman kuruluşlar.

Kendi alanlarındaki uzman tıp otoritelerinin yaptıkları bu tespit ve uyarıların, getirdikleri önerilerin karar vericiler ve kamuoyu tarafından ciddiyetle değerlendirilmesi elzemdir.

(Sedat Ergin’in Köşe Yazısı)

Köşe Yazısı İçin Tıklayınız