Doğrulama için verilen süre doldu. Lütfen yenileyin.

Şifremi Unuttum

XXI. Yüzyılda Antibiyotik Direnci Pandemisi

Şüphesiz ki; antibiyotikler, insan sağlığını koruma ve geliştirme açısından son yüzyılın en önemli buluşlarındandır. Antibiyotikler sayesinde infeksiyon hastalıkları ve buna bağlı ölümler azalmış, insan ömrü uzamıştır. Ancak; antibiyotiklerin uygunsuz ve gereksiz kullanımları sonucu gelişen direnç XXI. yüzyılın başından itibaren insanlık karşısında bir tehdit unsuru olarak kendisini göstermiştir. Antibiyotiklere dirençli mikroorganizmalarla gelişen infeksiyon hastalıkları dünya genelinde önem arz eden bir sorun olmakla birlikte ülkemiz Avrupa’da en yüksek direnç oranlarına sahip ülkeler arasında ilk sıralarda bulunmaktadır. Bunun temel nedeni de, yine ülkemizde uygunsuz antibiyotik reçete edilme oranının yüksek olmasıdır.

“Antibiyotik çağının sonu mu?” sorusu sıkça karşımıza çıkmaktadır. Son yıllarda hastanelerde tüm antibiyotiklere direnç geliştirmiş ‘’panrezistan’’ dediğimiz, hekimlik pratiğinde kullanılan tüm antibiyotiklere dirençli bakteriler sorun yaratmaya başlamıştır. Bu durum, toplumda infeksiyonların etkili tedavi edilememesi, infeksiyon sorunlarının daha uzun sürmesi; ölüm riskinin artması, salgınların sıklaşması ve uzaması, sağlam toplum kesimlerinde infeksiyon riskinin ve tedavi masraflarının artması anlamına gelmektedir. Ayrıca, antibiyotiklerin kaybedilmesi, bilinen klasik infeksiyon hastalıklarının tedavi edilememesiyle birlikte büyük cerrahi girişimler, protez cerrahisi, organ nakli, kanser kemoterapisi, prematüre bebek tedavisi gibi önemli tedavilerin başarısızlığına da sebep olabilmektedir. Günümüzde antibiyotiklere dirençli mikroorganizmaların neden olduğu infeksiyonlardan yılda 700.000 kişi hayatını kaybetmektedir. Eğer gerekli önlemler alınmazsa 2050 yılında bu sayının 10 milyon kişiye ulaşacağı hesaplanmaktadır.

Global arenada antibiyotik direnci sorunun boyutu net bir biçimde masaya yatırılmıştır. İlk kez 150 yıl önce Prof. Dr. Rudolf Ludwig Karl Virchow tarafından ortaya atılmış olan “Tek Sağlık” kavramının önemi 2000’li yılların başında anlaşılmıştır. “Tek Sağlık” insan sağlığının hayvan, bitki ve çevre sağlığıyla ilişkisini vurgulayan bir yaklaşımdır. Bu açıdan bakıldığında, antibiyotik direncine karşı alınacak önlemler “Tek Sağlık” kavramından ayrı biçimde düşünülemez. Nitekim bu önlemler çerçevesinde “Avrupa Antibiyotik Eylem Planı” devreye sokulmuştur. Ülkemizde bakanlıklar, hekimler, ilaç ve eczacılık sektörü, yardımcı personel ve halk işbirliğini sağlaması hedeflenen “Akılcı İlaç Kullanımı Eylem Planı” devreye sokulmuştur. Akılcı ilaç kullanımı dendiğinde akla öncelikle antibiyotikler gelmektedir. “Tek Sağlık” kavramı 2011 yılından itibaren ülkemizde de dile getirilmeye başlanmıştır. İnsan sağlığı, gıda, tarım ve hayvancılık sektörlerinde antibiyotiklerin akılcı kullanımının sağlanması ve antimikrobiyal dirençle mücadele konularında ulusal stratejiler geliştirilmesi ve sektörler arası koordinasyonun sağlanması amacıyla “Ulusal Antimikrobiyal Direnç Önleme Stratejik Eylem Planı” hazırlanmıştır.

COVID-19 ve antibiyotik direnci

COVID-19 pandemisi antibiyotik direnç sorununun daha da büyümesine neden olmuştur. Nitekim; Dünya Sağlık Örgütü de COVID-19 pandemisinde gereksiz ve uygunsuz antibiyotik kullanımının bireye ve topluma yakın ve uzak gelecekte verebileceği sağlık ilişkili ve ekonomik kayıpları hatırlatmış ve antibiyotik direncini bir kez daha küresel tehdit olarak işaret etmiştir.

Uluslararası yayınlar COVID-19 hastalarının %3-5’inde bakteriyel infeksiyon geliştiğini göstermekle beraber ayaktan/yatırılarak izlenen COVID-19 hastalarının %30-80’inin tedavisinde antibiyotiklerin yer aldığı bildirilmektedir. Bunun temel nedeni; salgınla mücadele ederken ciddi seyreden olgularda bakteriyel-viral infeksiyon ayrımının yapılmasında yaşanan zorluktur.

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Antibiyotik Direnci Çalışma Grubu’nun yatırılarak takip edilen COVID-19 hastalarında uygunsuz antibiyotik kullanımını değerlendirmek amacıyla planladığı nokta prevalans çalışmasına ülkemiz genelinde 18 merkez katılım göstermiştir. Çalışmanın sonuçları; yatırılarak takip edilen COVID-19 hastalarının %59,5’inin tedavisinde antibiyotiklerin yer aldığını ve bu oranın yoğun bakım hastalarında %87,4’e çıktığını göstermiştir. Bu sonuçlar pandemi öncesinde de ülkemiz için büyük önem arz eden antibiyotik direnci sorununun COVID-19 pandemisinin etkileri azaldıktan sonra daha da büyüyeceğini düşündürmektedir.

En iyi performansla çalışan sağlık hizmetlerini bile savunmasız hale getiren COVID-19 salgınının yanında antibiyotik direncinin de devam eden bir salgın olduğu unutulmamalı ve salgınla mücadele ederken, alınacak önlemler hayata geçirilirken antibiyotik direnci de dikkate alınmalıdır. Tüm hastaların ve özellikle COVID-19 hastalarının bilimsel veriler ışığında ve akılcı yaklaşımla değerlendirilmesi, antibiyotiklerin sadece gerekli durumlarda uygun dozda, uygun süreyle kullanıldıklarında hayat kurtarıcı olduklarının unutulmaması ve geleceğimiz için gereksiz ve uygunsuz antibiyotik kullanımından kaçınılması gerektiğini bir kez daha vurgulamak isteriz.

Antibiyotik direnci ancak etkili önlemlerle yavaşlatılabilir ve insan sağlığına etkileri en aza indirilebilir.

Antibiyotik direncini önlemek için: 

  1. Disiplinler arası ve küresel iş birliği zorunludur.
  2. Merkezi otoriteler, yerel yönetimler, tıp fakülteleri ve tıpta uzmanlık derneklerinin yakın iş birliğiyle, hastanelerde ve toplumda akılcı antibiyotik kullanımını yaygınlaştıracak politikalar geliştirilmeli, etkinlikler planlanmalı, akılcı antibiyotik kullanım politikaları belirlenmelidir.
  3. İnfeksiyon hastalıklarının erken ve doğru tanısı için laboratuvar imkânları artırılmalı, sonuçların hızlı çıkıp raporlanması sağlanarak viral infeksiyonlar için gereksiz antibiyotik kullanımı önlenmelidir.
  4. Düzenli olarak direnç sürveyansı yapılarak veriler incelenmeli bu veriler doğrultusunda ülkemiz ve bölgesel özellikler dikkate alınarak tedavi rehberleri hazırlanmalıdır. Bu rehberlerin zamanın gerisinde kalmaması için sürekli güncelleme yapılması sağlanmalıdır.
  5. Hem toplumda hem de hastane ortamında infeksiyonların önlemesi antibiyotik kullanımını azaltacaktır. Sağlık hizmeti ilişkili infeksiyonlarda “sıfır tolerans” anlayışı öne çıkarılmalıdır. Bunun için başta el temizliği olmak üzere infeksiyon kontrol uygulamalarına büyük özen gösterilmelidir.
  6. Aşıyla önlenebilir hastalıklar için sadece çocuklara değil, erişkinlere yönelik aşılama programlarının da oluşturulup yaygınlaşması sağlanmalıdır.
  7. Hekime antibiyotik yazma baskısını önlemek için iletişim araçları, yazılı ve görsel basın kullanılmalı etkili bir şekilde kullanılarak farklı öğretim kurumlarında bu konuyla ilgili eğitimler planlanmalıdır.
  8. Toplumun akılcı antibiyotik kullanımı konusunda bilinçlenmesini sağlamak için, Klimik Derneği olarak hazırladığımız eğitici filmler (https://youtu.be/dokIkX0m8y4) ve hayata geçirilmesinde katkıda bulunduğumuz “Hapı Yutma!” benzeri kampanyalar (hapiyutma.com) yaygınlaştırılmalıdır.