Doğrulama için verilen süre doldu. Lütfen yenileyin.

Şifremi Unuttum

Antibiyotik Direnci Çalışma Grubu (ADÇG)’nun Dünya Antibiyotik Farkındalık Haftası (13-19 Kasım 2017) Basın Açıklaması

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları (Klimik) Derneği Antibiyotik Direnci Çalışma Grubu (ADÇG)’nun “Dünya Antibiyotik Farkındalık Haftası (13-19 Kasım 2017)” Nedeniyle Hazırladığı Basın Açıklaması

Penisilinin keşfedilmesi ve infeksiyon hastalıklarının tedavisinde büyük umutlarla kullanılmaya başlanmasından çok değil, sadece 70 yıl sonra elde mevcut 100’den fazla antibiyotiğin pek çoğuna karşı bakterilerde direnç gelişmesi, günümüzde, sadece bazı bölgeler ya da ülkeler için değil tüm dünya için karşı karşıya kalınan en ciddi halk sağlığı tehdit sebebini oluşturmaktadır.

Bakterilerde antibiyotiklere karşı direnç gelişmesi ya da direncin var olması, basit bir bakteriyel infeksiyon hastalığının bile tedavi edilememesi ve insan hayatının tehlikeye girmesiyle insanları karşı karşıya bırakmaktadır. Bu durumun sonuçları oldukça ağırdır. Günümüzde tüm dünyada her yıl sadece 700 000 kişi, antibiyotiklere dirençli bakteriyel infeksiyon hastalıkları nedeniyle hayatlarını kaybetmektedir. Bu tür infeksiyon hastalıklarının önlenmesinde ya da tedavisinde çareler üretilemez ve çözümler bulunamaz ise söz konusu infeksiyon hastalıklarından dolayı her yıl ölen kişi sayısının 2050 yılına kadar tüm dünyada 10 milyon kişiyi bulacağı ve bu rakamın kanserlerden, kalp-damar hastalıklarından ve nörolojik hastalıklardan kaynaklı ölümlerin çok daha üstünde olmak üzere ilk sıraya yerleşeceği tahmin edilmektedir. Yine veriler antibiyotiğe dirençli bakteri infeksiyonlarının tüm dünyada ekonomiye 100 trilyon dolar ek maliyet yükleyeceğini de göstermektedir.

Antibiyotikler bakterilerin oluşturduğu infeksiyon hastalıklarının tedavilerinde yegane ve en önde gelen ilaçlardır. Bakteriler hem toplumda yaşayan kişilerde hem de hastanede yatan hastalarda ciddi ve ağır infeksiyon hastalıklarının gelişmesine neden olurlar. Toplum kökenli sık karşılaşılan infeksiyon hastalıkları olan; solunum yolları infeksiyonları, üriner sistem infeksiyonları, gastro-intestinal sistem infeksiyonlarıyla deri ve yumuşak doku infeksiyonları bakterilerin de sebep olduğu infeksiyon hastalıklarına örneklerdir. Bunlar içerisinde özellikle sonbahar ve kış aylarında sık karşılaştığımız ve üst solunum yolları infeksiyonlarının %70’inden sorumlu olan grip, soğuk algınlığı ve nezle viruslar tarafından oluşturulan infeksiyon hastalıkları olup, antibiyotiklerin bu tür durumlarda hiçbir etkisi yoktur. Yine hastanede yatan hastalarda dünya genelinde antibiyotiklerin önemli oranda gereksiz, özellikle de gereğinden uzun süre kullanılması söz konusudur.

Antibiyotiklerin tüm dünyada gereksiz ve yanlış kullanımı, tüm insanlarda ağız-boğaz ve barsaklarında bulunan ve flora bakterileri olarak adlandırılan bakterilerde direnç gelişmesine neden olmakta ve bu dirençli bakteri türleri kişiden çevreye, kişiden kişiye, çeşitli yollarla bulaşabilmektedir.

Antibiyotiklere dirençli bakteriyel infeksiyonların insan sağlığını tehdit eder düzeylere ulaşmasında, insanlarda antibiyotiklerin yanlış ve uygunsuz kullanımları kadar tüm dünyada tarım alanında suların arıtılmadan kullanılması, içme sularının kalitesi ve hayvanlarda antibiyotiklerin yoğun biçimde kullanılması da önemli rol oynamaktadır. Söz konusu bitkisel ve hayvansal gıdaların insanlar tarafından tüketilmesi sonucu ya doğrudan ya da dolaylı olarak dirençli bakteriler insanlar tarafından alınmakta ve bu durumlar da insan sağlığını dirençli bakteri infeksiyonlarının gelişmesi açısından olumsuz etkilemektedir.

Sonuç olarak günümüzde insan sağlığı açısından ciddi tehdit nedeni olan antibiyotiklere dirençli bakteri infeksiyonlarının önlenmesi konusu çok yönlü olup, konunun insan, çevre, tarım ve hayvancılık alanlarında ayrı ayrı değil bir bütün halinde ele alınmasıyla iyileştirilebileceği öngörülmelidir.

Yeni bir antibiyotiğin geliştirilmesinin ve bakteriyel infeksiyon hastalığının tedavisinde kullanıma sunulmasının çok maliyetli ve en az 10 yıl kadar aldığı, kullanıma girdikten sonra uygunsuz kullanımlar sonucu hızla bakterilerde direnç gelişimine yol açtığı ve son yıllarda yeni antibiyotik arayışlarının eskisine göre çok azaldığı günümüzde yapabileceğimiz en doğru iş “antibiyotiklere uzman görüşü ve önerisi olmaksızın asla başlamamak ve kullanmamak”tır. Yine uzman önerisiyle bir antibiyotiğe başlanacak ise “söz konusu antibiyotiğin gün içerisinde hangi sıklıkla ve toplam kaç gün süreyle kullanılacağını tam olarak sorgulamak ve öğrenmek” de direnç gelişimini azaltmak açısından bir o kadar önemli noktalardır.

Uzman hekim önerisine karşın antibiyotiği iyileştiği gerekçesiyle erken kesmek ya da düzelmediği gerekçesiyle uzman hekim önerisi olmaksızın antibiyotiği uzun süre kullanmak, elde daha önceden kullanılmadığı için mevcut bir antibiyotik varsa bunu uzman hekim önerisi olmadan kendi kendisine kullanmaya başlamak ya da bir yakınına elde mevcut antibiyotiği “al bunu kullan” diye vermek son derece sakıncalı, hatta hem antibiyotik direncini artırması açısından hem de antibiyotiklerin olası yan etkileri nedeniyle de insan hayatını ciddi ölçüde tehlikeye atabilecek uygulamalar olup bunlardan kesin olarak kaçınılmalıdır.

2008 yılından beri önce her yıl 18 Kasım “Avrupa Antibiyotik Farkındalık Günü” olarak kutlanmaya başlanılan daha sonra Dünya Sağlık Örgütü’nün de öncülüğüyle 2014’ten beri Kasım ayının 3. haftasına denk gelen haftada “Dünya Antibiyotik Farkındalık Haftası” olarak kutlanan bu etkinlikte amaç; dünya ülkelerinin liderleri, siyasi otoriteleri, sağlık, çevre, tarım ve hayvancılık bakanlıkları, sivil toplum örgütleri, basın ve toplumun tüm kesimleriyle birlikte dünyada bu konunun önemine dikkat çekmek ve önlemlerin bir bütün halinde alınmasına katkıda bulunmaktır.

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Antibiyotik Direnci Çalışma Grubu olarak ülkemizde antibiyotiklerin doğru ve akılcı kullanımı konusunda aktivitelerimizi sürdürmeye devam etmekteyiz.

Saygılarımızla.

Klimik-ADÇG